9 Şubat 2025 Pazar

Bilimin ışığında bakış açınızı değiştirecek bir seri...

Merhaba,

Bir pazar okuması olarak kahveme eşlik eden çok beğendiğim, paylaşılması çoğaltılması ve ilham alınması gereken ve devamının muhakkak olmasını canı gönülden istediğim sevgili Prof.Dr. Selçuk Şirin'in yeni kitabından bahsedeceğim.

Prof. Dr. Selçuk Şirin yıllardır bilimin, okumanın, eğitimin, değerlerin, bütünselliğin birlik olmanın, haksızlığa karşı gelmenin, çözümcül olmanın, bir şeyleri değiştirmek istiyorsak elimizi taşın altına koymanın öneminden çalışmalarında, çıktığı programlarda ve yazdığı kitaplarda bahseder. İyi ki böyle bir hocaya sahibiz ve yanlışlarımızı ve nasıl düzeltilebileceğine dair önemli katkıları ile hayatlarımıza ışık tutmaktadır.

Son kitabında bilimin ışığında hurafelerden kurtulabileceğimizi, doğru bildiğimiz yanlışlarımızı düzeltebileceğimizi bunları da alanlarında önemli etkiler yaratmış 10 deney serisi ile anlatmayı amaç edinmiştir.

Can yayınlarının bir diğer yayıncısı olan Mundi kitaptan çıkan bu kitap bahsettiğim gibi bir seri olacak. ilk kitap insan hakkında olurken mesela ikinci kitap gıda hakkında bir diğeri eğitim hakkında olacak. 

Kitap da insanı ve davranışlarını anlamaya yönelik sorular sorulup bu sorulara yanıt arayan Psikoloji alanında ki yapılan deneyler, sonuçları ve bilim insanları anlatılmaktadır

Yalın dili ile hızlıca okunabilecek olan kitap, merak duygunuzu artırıp ilginizi çeken alanda daha fazla okuma yapmaya teşvik etmektedir. Deney sonuçlarının aradan geçen zamanda günlük hayatımızda kendimiz tarafından ya da siyasiler ya da işverenler tarafından sürdürülüyor olması yapılan deneylerin ne kadar da öngörülü olarak yapıldığının bir göstergesidir.

İTÜ'de bölümünüz fark etmeksizin lisans döneminiz boyunca iki ders İnsan ve Toplum Bilimleri'nden ve 1 ders de Sanat bölümlerinden almanız gerekiyor. Ben İnsan ve Toplum Bilimleri'nde Psikoloji dersi aldığımda ilk olarak insanlar üzerinde yapılan bu psikolojik deneyler ile karşılaşmıştım. Hocamız her hafta bizi şaşırtacak bilgiler paylaşırken bir derste 'Das Experiment' i izletmişti. Prof. Zimbardo'nun Stanford Hapishane Deneyi beni çok etkilemiş ve insana ve davranışlarına karşı okuma yapmaya teşvik etmişti. Okumalarımı yaparken bu deneylerin yapıldıkları tarihler ile benim öğrendiğim yıllarda farklı olan etik anlayış ve değer yargıları ile başta önyargı ile yaklaşmış olsam da sonuç olarak hala geçerliliğini koruyan sonuçlar elde etmişlerdir. 

Kitapta deneylerin içerikleri çok yalın herkesin anlayabileceği bir şekilde anlatılmış olup Selçuk hoca bir de bilim insanlarının hayatlarından ve bilime olan katkılarından bahsetmiştir. Kaybettiğimiz ülkemizden sürgün edilen ve çalışmalarını Amerika da sürdürmüş olan Prof.Muzaffer Şerif ile de bu şekilde tanıştım.

Selçuk hoca kitabı okuduktan sonra başkalarına da vermemizi, bulunduğumuz her ortamda anlatmamızı paylaşmamızı ve bilimin ışığını her yere taşımamızı istemektedir. Ben görevimi yaptım, yapmaya da devam edeceğim. Sıra sizde...

Keyifli okumalar:) 



Arife:)

Aradan geçen zaman...

 Merhabalar,

En son bloğumda 2014 senesinde bir yazı paylaşmışım, aradan geçen yaklaşık 11 yıl içerisinde hem kişisel hayatımda hem de dünya da o kadar çok şey oldu ki.... Değiştim, dönüştüm, çok şey öğrendim, doğru bildiğim yanlışları düzelttim, yaşanmışlıklarla kaslarımı geliştirdim. Bu değişimler arasında değişmeyen öğrenme, merak etme, sorgulama, okuma, araştırma, öğrendiklerimi paylaşma, güzel olanı parlatma, çoğaltma... gibi özelliklerim zaman içerisinde daha da güçlendiler:).

Lisans sonrası yüksek lisans, sonra iş hayatı, ilaç sektörü derken genişleyen çevremde zevk alarak yaptığım paylaşımlarımın başkalarına da ilham olabilmesi, örnek alınabilmesi ve 2025 hedeflerimden biri olan daha çok yazmayı gerçekleştirmek adına bloğuma, paylaşım hazineme geri dönüyorum.

Seyahatlerimi, okuduklarımı, yaptıklarımı, ilham aldıklarımı, karşılaştığım güzellikleri kişisel hesaplarımın yanısıra burada da paylaşıyor olacağım.

Dünyama hoş geldiniz, paylaştıklarım kıymetlilerim ama karşılıklı paylaşımlar paha biçilemez. Yorumlarınız, paylaşımlarınız, eleştirileriniz hepimizi zenginleştirir, beni bu zenginlikten mahrum bırakmayın.

İyi ki geldiniz, o zaman başlayalım...

Arife:)


1 Eylül 2014 Pazartesi

Vedat Salih ARPACI





                   Uzun bir aradan sonra kendisini çok geç tanımış olmanın  vermiş olduğu pişmanlık ile  alanında dünyaca ünlü  bir bilim adamımızdan bahsedeceğim Vedat Salih ARPACI.Vedat hocayı keşfetmem MIT'nin 1990-2004 yılları arasında rektörlüğünü yapan geçen yıl vefat eden  Prof. Dr. Charles M. Vest ile ilgili bir makale okurken oldu. Vest'in önemli çalışmalar yapmasında katkıda bulunan,onu yetiştiren doktora hocası Vedat Salih Arpacı. Tıpkı Vest gibi dünyanın önde gelen üniversitelerinde profesörlük yapan alanlarında büyük projeler gerçekleştiren bir çok öğrencisi de var.Yazımın geri kalanında Vedat Salih Arpacı'nın hayatından,çok sevdiği ülkesine dönme çabalarından,başarılarından bahsedeceğim.

                 Beyin göçü deyimi son zamanlarda yurt dışında önemli başarılar sağlayan,bizi oralarda temsil eden bilim adamlarımızla çok sık kullanılsa da Vedat Arpacı için kesinlikle kötü anlamda(Yurtdışında rahat olup dönmüyorlar gibi...)  kullanılmaması gereken bir deyim.Vedat Salih Arpacı Göztepe'de göçmen mahallesinde doğar, Göztepe İlkokulu, Kadıköy Ortaokulu bitirir ve Haydarpaşa Lisesi'ni başlar.Babası ve dedesini lisedeyken kaybeder ve eve para getirebilmek için okulu bırakıp çalışmaya başlar ve daha sonra annesinin yoğun isteklerine dayanamayıp tekrar okula başlar ve liseyi bitirir. İstanbul Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği bölümünü zar zor kazanır.1952 yılında bölümünden birincilikle mezun olur.Askere gidip gelir İTÜ de asistanlığa başlar, ingilizcesini ilerletir, çalışmak istediği konu ısı transferidir. O zamanlarda İTÜ de bu konuyla ilgilenen hoca olmadığı için derste yoktu bu yüzden ısı transferi konusunda çalışmaların yapıldığı Amerika'ya gitmek ister. Harvard,MIT ve Caltech üniversitelerine başvurur ve üç üniversiteden de kabul alır  Arpacı MIT'yi tercih edip doktora eğitimine başlar.Amacı doktorayı bir an önce bitirip ülkesine dönmektir nitekim de öyle oldu 2.5 senede doktorayı bitirip Türkiye'ye döndü İTÜ'de asistanlığa başladı ama o zamanlarda asistanlık diğer öğretim görevlilerinin sınav kağıtlarını okumaktı böyle ne kendisine ne de ülkesine yararı olmayacağını düşünüp Boğaziçi ve ODTÜ' ye öğretim görevlisi olmak için başvuru yapar ve kabul edilmez.O sırada MIT deki çalışma gurubu Michigan Üniversitesi'ne geçmiş ve kendisini de aralarında görmek isteyip sürekli mektuplar gönderiyorlardı.Vedat hoca kısa bir süre olmak şartıyla Michigan'a gider orada 2 yıl kalır ve 2 yılın sonunda  Türkiye'ye gelir ama o zaman ki kanunlarla 4-5 yıl asistanlık yapması gerektiğini öğrenen  Arpacı tekrar Michigan'a gider 3 yıl daha çalışır tekrar ülkesine dönmek için yola çıkarken Michigan Makine Fakültesi dekanlığı Arpacı'yı göndermemek için doçentlik ünvanı verir ki bu Amerika'da öyle kolay elde edilen bir ünvan değil insanlar doçentliklerini beklerken işlerinden de olabiliyorlar  ama Vedat hoca ülkeme borcumu ödemeliyim deyip yine İTÜ'ye gelir ama  kanunlara göre 5 yıl asistanlık yapmadan doçentlik sınavına alınmaz tekrar Michigan'a döner 3 yıl sonra 35 yaşında profesör olur ama yine de yılmaz tekrar ülkesine dönmek ister 1966 ve 1973 te birer sene ziyaretçi profesör olarak ODTÜ' ye gelir 1980 den sonra da üniversitelerde artan anarşizm sebebiyle bir daha gelemez.Ülkesine olan borcunu ödemek için ne kadar çabalasa da o zaman ki kanunlar buna elvermemiş.

                Vedat Arpacı alanında seçkin,önemli dergilerde sayısız makalesi yayınlanan,ısı transferi ve Termodinamik ile ilgili 20 ye yakın ders veren,önemli yayın evleri tarafından basılan ve hala ders kitabı olarak bir çok üniversitede kullanılan 3 kitabı olup, NASA,Ford ve daha birçok kurumla milyon dolarlık projeler gerçekleştirmiş ve Türk olduğunu hiçbir zaman unutmamış çok uzun seneler Amerika da yaşadığı halde çocukları ve eşiyle Amerikan vatandaşlığına geçmemiş bir çok zorluk önüne sürüldüğü halde bizzat davet edildiği önemli konferanslara,seminerlere,yeni üniversiteler için alt yapı danışma konseylerine Türk pasaportuyla gitmeye çalışmıştır.Michigan'daki profesörlük hayatı boyunca öğrencileri tarafından da çok sevilen bir hoca olan Arpacı ülkesine dönüp hizmet edemese de Amerika ve bulunduğu diğer ülkelerde bizi başarıyla en iyi şekilde temsil etmiştir.


Michigan Üniversitesi çok güzel bir çalışma başlatıp Michigan da bulunmuş olan bütün hocalara birer sayfa yapmışlar incelemek isterseniz Vedat Salih Arpacı'nın Michigan'daki hayatı:

http://um2017.org/faculty-history/faculty/vedat-salih-arpaci

27 Aralık 2013 Cuma

Hasan KUŞBAZ

              Kuşbaz soyadından anlayacağınız gibi Hasan Kuşbaz benim yakınım en yakınım babam.Blogumun adı her ne kadar Arife Kuşbaz'ın Kişisel Sayfası olsa da kendi hayatımdan şeyler yazmaz genelde kendime örnek aldığım ve başkaları tarafından da örnek alınabileceğini düşündüğüm kişilerin hayatlarını başarılarını anlatırım.Bu yazımda da yine aynı şeyi yapacağım idolüm,kahramanım babamı anlatacağım.
           
              Babamı küçükken oynadığımız sonralarda filmi de çekilen Super Mario'ya benzetirdim.Benim babam musluk imalatçısı,tombiş,bıyıklıydı tıpkı Mario gibi.Gençken saçları ne kadar gür ve siyah olsa da zamanla döküldü ve beyazlaşmaya başladı.ben ailenin en küçük çocuğum annem ve babamla aramızdaki yaş farkıda biraz fazla.Küçükken annem ve babamla bir yere gittiğimizde çocuklar dedenle büyükannen mi diye sorarlardı bende sinirlenip hayır onlar benim annem ve babam derdim.Şimdi gülerek hatırlıyorum bu anılarımı.

              Herkesin babası ile anıları farklı,yaşadıkları şeyler farklıdır.Ben babamın beni ilk dişçiye götürüşünü,gözlerimiz ailece bozuk bu yüzden göz doktoruna gidişlerimizi hatırlıyorum.Bu gitmeler benim içindi daha sonra hastanelere gitmemiz benim için değil bu sefer babam için olmaya başladı.

              Babamın hiç doktora gittiğini görmemiştim.Grip olurdu ama bir gün dinlenir iyileşirdi.Televizyonda 2008 yılında bu zamanın yaz aylarında bir virüs gibi bir kanaldan diğerine günde 6 saat gösterilen Doktorlar dizisi vardı.Tabi ilk zamanları olduğu için çok popülerdi bizim evde de zevkle izleniyordu.Babam bir gün sabaha karşı midem ağrıyor diye kalktı abim ve ablam hastaneye götürdüler babamda ilk hastane serüvenini yaşayacaktı.Babam ablamın ve abimin korkmuş olacaklarını düşünerek 'Zenan'ı çağırın,Suat'ı çağırın' diye hastanede bağırmaya başlamış ve tabi herkes gülmüş ama o sırada babam kalp krizi geçiriyordu.

             İlk hastaneye gidiş, ilk kalp krizi ve sonrasında gerçekleşen by pass,bir kaç yıl sonra da kalp yetmezliği babam hastanelere serumlara alışmış iğnelerden elleri morluklarla dolmuştu.Ben o sırada liseyi bitirmiş üniversite de hazırlıktaydım.Kalp yetmezliği ilerledi ileri kalp yetmezliği oldu bir hastaneden başka birine taşındık durduk en çok bu yıl hastanelerdeydik.Babamda kalp yetmezliğine bağlı olarak ciğerleri su toplamaya başlıyordu doktoru hastaneye yatacak dediği zamanlar 1.5-2 ay gibi sürelerle hastanede yatıyorduk, yatıyorduk diyorum çünkü babamla bizde hastaneye taşınıyorduk.Babam iyileşiyor bir daha.Kalp pili takıldı bu sefer tamam en çok nefret ettiğim yerden hastanelerden kurtulucaktık ama olmadı pilde babama yardımcı olamadı.Babamızı 7 Aralık akşamı kaybettik.

             Kahramanım yoktu yanımda önce ağladım sonra kendime geldim uyudum uyandım ve babam yoktu artık olmayacaktı küçük yaşta değilim ancak babam yani inanamıyordum.Sonra babamın cennette olması için dua etmeye başladım biraz daha iyi hissediyordum.Evdeki kalabalıkla ve hastanelerde olmasıyla evde yokluğuna alışıktık babamın ama artık telefonum çaldığında babam yazmayacaktı.Bir hafta aradan sonra okula başladım derslere giriyor, sağolsun arkadaşlarımda kafamı dağıtmama yardımcı oluyorlardı.Kendimi bırakamazdım zaten Babamız bize öyle öğretmedi.Babam bir çok başarısızlık yaşadı iş hayatında ama hep ayağa kalkmasını da bildi.O yüzden benim kahramanım yılmamasıyla,mücadele edişiyle,şikayet etmeyişiyle.

              Babamız belki fiziki olarak yanımızda değil hep konuştuğumuz hayal ettiğimiz İTÜ stadyumunda gerçekleşecek mezuniyetime gelemeyecek ama bize öğrettikleriyle,düşünceleriyle,tavsiyeleriyle hep yanımızda bizimle olacak.Beş kardeş hepimiz birarada babamızın bizden yapmamızı istediği,bizimle gurur duyacağı işler yapıyor yapmaya da devam edeceğiz.

              Yeni yıla gireceğimiz şu günlerde sevdiklerinizle birlikte sağlıklı,huzurlu,mutlu,yıllar diliyorum.

                                                                                               ARİFE KUŞBAZ

           
           

11 Ekim 2013 Cuma

ÜŞÜTME YOKSA ÖLÜR

Bu ay benden bir haber var.Uyusunda Büyüsün Bakterim başlığıyla İtü'nün sitesinde yayınlanan haber yazım bu ay Hürriyet Kampüs'te yayınlandı:)

ÜŞÜTME YOKSA ÖLÜR [Interpress]

31 Temmuz 2013 Çarşamba

Mehmet Fatih Yanık




                Ağustos ayı yayın konum için düşünürken birden MIT NEWS de bir haber yayınlandı ve hemen çevirisinin aslından daha iyi olacağını düşünmeksizin yayınlamak istedim konumuz MITde nöroloji ve nöroteknoloji  ile ilgili çalışmalarıyla isminden sıkça söz ettiren Mehmet Fatih Yanık.Keyifli okumalar:)

MIT News'dan alıntıdır!

'While studying physics and electrical engineering as an MIT undergraduate in the late 1990s, Mehmet Fatih Yanik managed to avoid taking any biology classes until his final semester, when he was forced to sign up for a course.

“I believed that biology was very boring, and just about memorizing facts,” he says.

So having no choice but to attend the course, Yanik sat at the back of the lecture hall, expecting the worst. But as time went on, he found he was getting more and more interested in the course, which was run by professor of biology Eric Lander, one of the leaders of the Human Genome Project and founding director of the Broad Institute. “I started to sit closer and closer to the front of the classroom,” he says.

By the end of the semester Yanik was hooked, and had decided he wanted to study biology.

But how could he pursue his newfound passion for human biology while making use of his background in engineering? Returning to MIT in 2006 after completing a PhD in applied physics at Stanford University, Yanik realized he could use his skills to tackle some of the big challenges in neuroscience. 
Taming the brain’s complexity

“I realized that the complexity of the human brain is so great that our existing efforts were just too slow to discover how the thousands of genes and neuronal circuits, involving thousands to billions of neurons, work,” Yanik says. “What we needed were sophisticated high-throughput screening and intelligent systems that would allow us to do neuroscience more rapidly, so that we could understand how each individual gene, molecule, neuron and neuronal circuit in the brain works, and rapidly search for therapeutics.”

To this end Yanik, now tenured as an associate professor of electrical engineering and biological engineering, founded the High-Throughput Neurotechnology Group at MIT, with the aim of developing advanced analysis, screening and therapeutic technologies for the nervous system.

The group first developed microfluidic chips to manipulate small animals such as the invertebrate Caenorhabditis elegans and the zebrafish, both used extensively as model organisms in biological research. “We have machines that can take these animals from their ‘hotels,’ rotate them, image them, perform microsurgery and regeneration studies, while testing drugs on them very rapidly,” Yanik says.

Previously, researchers studying C. elegans and zebrafish would have to manually place them under a microscope, orient them precisely and then take an image of these animals. “Oftentimes this manual handling was too slow and imprecise to allow scientists to screen large numbers of organisms,” Yanik says.

In contrast, the technologies developed by Yanik’s group can screen organisms at a rate of thousands of animals per day, while still remaining accurate enough to cut even individual nerve fibers with special lasers to test whether they can be repaired by different drugs. “By automating these using microfluidics, high-speed imaging and sophisticated analysis techniques, we have made high-throughput screening of these organisms possible,” Yanik says.

The team has also developed high-throughput techniques to rapidly generate micropatterns of proteins on substrates, upon which individual neurons can be grown. They can then study how these neurons form connections, and administer drugs to discover how they affect this process.

Similarly, the group’s high-throughput screening systems allow them to study neuronal circuits within cultured animal or human brain tissues by probing single neurons.

Paving the way for discoveries

Each of these new technologies has led to exciting biological discoveries, according to Yanik. The C. elegans screening chip, for example, led to the discovery of genes and druglike small molecules that enhance neuronal-fiber regeneration. 

The researchers have also used their systems to discover molecules that enhance the wiring of mammalian neurons.

Yanik and his colleagues are now attempting to use their zebrafish-screening technology to study genes known to affect human development, and to play a role in various neurological disorders. They also hope to study and image the way in which the brains of these organisms transmit electrical signals, and how this information is processed under the influence of various neurological drugs.

“We are also developing assays to figure out how we can make specific types of neurons that are lost in different diseases, such as Parkinson’s or epilepsy, by testing large numbers of combinations of regulatory genes,” Yanik says.

Yanik grew up in Antalya, on the Mediterranean coast of southwestern Turkey. While in high school he joined the Turkish Physics Olympics team, winning bronze medals at International Physics Olympiads in China and Australia.

Partly as a result of that success, Yanik was accepted to MIT for his undergraduate studies, and moved to the United States at the age of 17. While studying for his PhD at Stanford he developed a technique to stop and store pulses of light within microchips. He also began taking courses in cellular biology and neuroscience at Stanford Medical School.

Ultimately, he hopes his research will help to improve the lives of people with a range of diseases. “Hopefully the technologies we are developing will help the research community to discover therapeutics for various neurological diseases,” he says.'

Haberin Kaynağı MIT NEWS:
The brains behind research on the brain - MIT News Office

16 Temmuz 2013 Salı

Ali Şükrü Kıran

           


                Haziran ayı yayın konum Amerika'da Ernst&Young tarafından yıllın girişimsici seçilen İTÜ Makine Mühendisliği mezunu dr.Ali Şükrü Kıran.Kıran'ın Makina Mühendisliği macerası;çocukken evlerine gitmek için kullandığı buharlı trenlerin onu cezbetmesi ile başlar önce Vefa Lisesi'ni kazanır ve daha sonra İTÜ Makina Mühendisliği bölümüne girer şans bu ya Kıran'ın girdiği sene buharlı makinalar dersi kaldırılır.O da başka makinalara başka konulara merak salar ve bunun üzerine makina mühendisliğinden mezun olduktan sonra İTÜ'de Endüstri Mühendisliği üzerine yüksek lisans ve doktora dercelerini alır.Öğretim görevliliğine başladığı sırada Amerika Texas Teknik Üniversitesi'nden davet alır ve gider.Orada profesör olarak çalışmaya başlar ancak akademisyenliğin kendini tekrar etmek olduğunu anladıktan sonra da 1991 de üniversiteden ayrılır ve San Diego'da Kıran Analytics şirketini kurar.Kıranın belirttiğine göre bu şirket insan lojistiği üzerine kurulmuş.Mesela havalimanlarındaki yürüyen merdivenler biri yukarı diğeri aşağı inerken insanlar çok bekliyorlarmış ve Kıran Danışmanlık üçüncü bir merdiven dizayn etmişler yoğunluğa göre aşağı yada yukarı kullanılabilen ve bu dizaynı dünyada ilk yapan firma olmuşlar.Müşterilerinden bazıları Universal Studios,Disney,Dell,Ibm gibi büyük firmalar.Daha sonra Exametric.co adı altında ikinci şirketini kurar ve o da bankalardaki insan sirkülasyonunu sağlama adına kurulur.Yine orada da çok büyük bankalarla çalışmış bazıları Bank of America,Hsbc,Wells Fargo Bank.Ali Kıran San Diego'da yaşamını sürdürüyor evli ve üç çocuk sahibi eşi Amerikalı ancak tam bir Türkiye aşığı Kıran'lar yılın yarısını Amerika'da geçirirken diğer yarısını Türkiye'de geçiriyorlar.Ali Kıran  Amerika'da yaşamasına rağmen Türkiye bağlılığını kaybetmemiş ve San Diego Türk Evi'nin de başkanlığını yapmış ve hala yapmakta.Ali Kıran kendi okulunu da unutmamış çeşitli bağışlarda bulunmuş..Eğer İTÜ İşletme Fakültesi'nde okuyorsanız veya orada ders alıyorsanız bu soyisim size tanıdık gelebilir İşletme Fakültesi'nde ki Dursun Kıran Benzetim Laboratuarı Ali Kıran tarafından okulumuza yaptırılmıştır aynı zamanda kütüphanemize yapmış olduğu katkılarlada kaynaklarımıza kaynak katmıştır.

İTÜ İşletme Fakültesi Dursun Kıran Benzetim Laboratuarı Açılışı:


Kıran Danışmanlık hakkında daha çok bilgi bulmak isterseniz bu linki tıklayabilirsiniz:
http://www.kiran.com/